Neden Türk Bankacılık Sektörü?

TÜRK BANKACILIK SEKTÖRÜNÜN SUNDUĞU FIRSATLAR VE GÜÇLÜKLER

1 Top 7 banks average per BRSA December 2018 Bank-only financials
2 Source: CBRT, as of January 2019. Excludes non-residents’ FC deposits
3 Quick Liquidity Buffers FC reserves Under ROM, swaps, money market placements, CBRT eligible unencumbered securities

Türk bankacılık sektörü, katı düzenlemelere tabi ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) ile T.C. Merkez Bankası (TCMB) gibi iki güçlü kurumun sıkı gözetimi altında. 

BDDK sektör verilerine göre Aralık 2018 itibarıyla Türkiye’de faaliyet göstermekte olan 50 banka bulunuyor (29 özel ticari banka, 3 kamu bankası, 13 kalkınma ve yatırım bankası, 5 katılım bankası). Üçü kamu elinde olan en büyük yedi banka, Türkiye’deki toplam aktif, kredi ve mevduatların %70’ini ellerinde bulunduruyor. Şu anki parçalı yapı, ilerleyen dönemde bankalar arasında satın-alma ve birleşme fırsatı sunuyor. 

Türkiye nüfusunun %55’inin 35 yaşının altında olması ve sadece %60’ının2 banka müşterisi olması, Türk bankacılık sektörünün büyüme dinamiğinin en önemli göstergelerinden. Türk bankacılık sektörü, 2002 yılından beri %20 yıllık birleşik büyüme oranı sergiledi. Bu parlak performansa rağmen, nüfus dinamikleri ve bankacılık penetrasyon seviyeleri düşünüldüğünde kredilerdeki sürdürülebilir büyüme %15 olarak düşünülmekte. Ancak 2018 yılında, özellikle ikinci yarıda ekonomik aktivitedeki yavaşlamanın etkisiyle potansiyelin altında büyüme oranları görüldü. 2019 yılının ilk yarısında da bu durum devam edebilir. 2019 yılının ikinci yarısından itibaren ise enflasyonun normalleşme trendine girmesiyle faizlerin geri çekilmesi, talebin de artmasıyla kredi büyümelerinin daha yüksek seviyelere ulaşması bekleniyor. 

Türk bankacılık sektörünün büyümesinde rol oynayan diğer itici güç bankaların yüksek likidite ve sağlam sermaye yapısı. Türk bankacılık sektörü Basel III standartlarıyla uyumlu. 2018 yılının 3. çeyreğinde kurdaki dalgalanma sebebiyle sermaye yeterlilik rasyoları aşağı yönlü etkilense de, alınan aksiyonlar ve kurdaki toparlanma ile sermaye yeterlilik rasyoları %17,3 ile halen güçlü bir seviyede. Türk bankalarının sermaye yapılarının daha derin bir analizi, bankacılık sektöründeki sermayenin temel olarak çekirdek sermayeden (%80’e varan oranlarda), yani ödenmiş sermaye, yasal yedekler, dönem kârı ve dağıtılmayan kârdan oluştuğunu gösteriyor. Avrupa ve Amerika bankalarında ise neredeyse tam tersi bir durum söz konusu. BDDK, bankaların likidite yapısını yakından izliyor. Bankaların, net nakit çıkışlarını karşılamalarına yetecek kadar yüksek kaliteli likit varlık stoku bulundurmalarını zorunlu tutan likidite karşılama oranının yasal oranların oldukça üzerinde olması, Türk bankalarının likidite pozisyonlarının sağlam olduğunun bir göstergesi. 

Toplam aktiflerin %50’sini oluşturan müşteri mevduatları, Türk bankacılık sektörünün fonlamasının temel kaynağı. Ancak Türkiye geçmişinde yaşanan yüksek enflasyon-yüksek faiz dönemi nedeniyle, mevduatların ortalama vadesi bir ila iki ay arasında değişiyor. Mevduatların bu kısa vadeli yapısı sebebiyle, vade uyumsuzluğu Türk bankacılık sektörü için kaçınılmaz. Bu durum, mevduatların fiyatlanmasının kredi fiyatlamasından daha hızlı olmasına sebebiyet verdiği için, fonlama maliyetlerinin yükseldiği ortamda, net faiz marjında kısa vadeli baskı yaratıyor. Ancak, Türk bankaları, artan faiz ortamına karşın bilançoyu korumak amacıyla, TÜFE’ye endeksli menkul kıymetlere de yatırım yapıyor. Özellikle 2018 yılının ikinci yarısında fonlama maliyetlerinin artışı kaynaklı marjdaki baskıya karşın, TÜFE endeksli kağıtların getirilerinin yüksek olması sebebiyle Türk bankacılık sektörünün marjı 2017 yılına göre artarak %4,6’ya ulaştı. 2019 yılının ikinci yarısından sonra, enflasyonda beklenen aşağı yönlü trende bağlı olarak mevduat maliyetleri kaynaklı kredi-mevduat farkının açılacağı ve 2020 yılında, artan büyüme oranlarıyla birlikte net faiz marjında ciddi bir iyileşme görüleceği bekleniyor. 

Sektör, aktiflerinin %25’ini de dış finansman kaynakları sağlıyor. Bankalar, proje finansmanı ve konut kredileri gibi uzun vadeli kredileri, kısa vadeli mevduatlarla fonlamadığı için uzun vadeli uluslararası piyasalardan borçlanmalar yapıyor. Bu durum, sektörün dış gelişmelere olan hassasiyetini gösterse de, özellikle 2017 yılından itibaren uzun vadeli yabancı para kredilerine azalan talep ve itfaları ile, sektörün dış borçlanmaya olan bağımlığı azaldı ve azalmaya devam edecek. 

2018’in ikinci yarısından sonra kurdaki ciddi oynaklığın sonucu olan yüksek enflasyon, faizlerdeki artış ve bunlara bağlı olarak ekonomik büyümedeki yavaşlama, sektörün aktif kalitesi üzerinde de baskı yarattı. Yıla %3 takipteki kredi oranı ile başlayan sektör, seneyi %4’lük bir oranla kapattı. Bu oran görece makul bir seviyede olsa da, büyümedeki yavaşlamayla birlikte işsizlik rakamında beklenen artış, aktif kalitesini 2019 yılında da sektörün önemli bir konusu haline getiriyor. Bu anlamda önümüzdeki dönemde takipteki kredilerde bir miktar artış görülebilir. Ancak; hane halkı borçluluğunun düşük olması (%14), bireysel tarafta riskleri yönetme konusunda sektörün elini güçlendiriyor. Sektörün kredi portföyünün dengeli bir yapıda olması da kredi riskini yönetme anlamında avantaj sağlıyor. TL kredilerin toplam krediler içindeki payının, TL’deki değer kaybına rağmen %60 ile ağırlığını koruması, kredilerde kur riskinin getirdiği temerrüt eğilimini dengeliyor. Yabancı para tarafında ise büyük projelerin finansmanına yönelik kullandırılan kredilerin ağırlığı, bu projelerin yabancı para gelir modeline sahip olması ve yapılandırmaya müsait olması nedeniyle sektörün uzun vadede kayıp yaşama ihtimalini düşürüyor. 

Önümüzdeki dönemde, Türk bankacılık sektörünün fonlama ve likidite yapısını daha dayanıklı ve yaşanabilecek her türlü gelişmeye hazır hale getirmek için, orta vadede hane halkı tasarruflarının artırılmasına yönelik düzenlemeler, Türkiye’deki sermaye piyasalarının derinleşmesi, fonlama kaynaklarının vadesinin uzaması ve yabancı paraya yönelimi dengede tutmayı hedefleyen uygulamaların etkili olması önem taşıyor.